Dilovası’nda yaşanan yangın faciası sonrası tutuklu yargılanan ve 78 günlük tutukluluğun ardından 8 Eylül 2026 tarihinde tahliye edilen dönemin İmar ve Şehircilik Müdürü Hüseyin Öztürk, kamuoyuna kapsamlı bir açıklama yaptı. Öztürk, duruşmada yaptığı savunmanın bazı bölümlerinin sosyal medyada bağlamından koparılarak paylaşılması üzerine savunmasının tamamını kamuoyuyla paylaştı.
Öztürk açıklamasında, Dilovası’ndaki kaçak yapı sorununun yalnızca yangının meydana geldiği bina üzerinden değerlendirilemeyeceğini savunarak, ilçedeki yapılaşmanın yaklaşık 40 yıllık bir geçmişe dayandığını ifade etti.
“Dilovası’nın yüzde 95’i kaçak yapılardan oluşuyor”
Dilovası’nın 1987 yılında ilçe olduğunu hatırlatan Öztürk, ilçe merkezindeki altı mahallenin büyük bölümünün orman alanları üzerinde kurulduğunu, diğer mahallelerde de hazine arazileri veya çok hisseli tarlalar üzerine yapılan yapıların bulunduğunu belirtti.
Öztürk, bu nedenle ilçe merkezindeki yapıların yaklaşık yüzde 95’inin kaçak yapı niteliğinde olduğunu öne sürdü.
Bu durumun yalnızca vatandaşların evleri ve işletmeleriyle sınırlı olmadığını belirten Öztürk, bazı kamu binalarının da ruhsatsız veya kaçak yapı statüsünde olduğunu iddia etti.
“264 kaçak yapı hakkında yıkım kararı alındı”
Yangının meydana geldiği yapı hakkında 2021 yılında İmar ve Şehircilik Müdürlüğü tarafından kaçak yapı işlemi yapıldığını ve yıkım kararı alındığını belirten Öztürk, ancak söz konusu yapının kendilerinden önce de çok sayıda yıkım kararı alınmış yapıdan yalnızca biri olduğunu söyledi.
Öztürk, görev yaptığı dönem içerisinde toplam 264 kaçak yapı hakkında yıkım kararı alındığını belirterek, bunlardan 122’sinin söz konusu yapıdan önce, 141’inin ise sonrasında olduğunu ifade etti.
Yıllar içerisinde yıkım kararlarının birikerek binlerce dosyaya ulaştığını savunan Öztürk, “40 yıllık birikmiş bir sorunun yalnızca bugün tutuklu bulunan dört memurun üzerine bırakılması ne hukuken ne vicdanen ne de hayatın olağan akışı içerisinde makul bir açıklamaya sahiptir” ifadelerini kullandı.
“Bir binayı yıkmak, 40 yıllık sorunu çözmek değildir”
Öztürk, Dilovası’ndaki kaçak yapı meselesinin yalnızca imar problemi olmadığını, aynı zamanda barınma, sosyal, ekonomik ve mülkiyet boyutlarının bulunduğunu söyledi.
Kaçak yapıların yıkılması durumunda bu yapılarda yaşayan insanların nereye yerleştirileceği ve hangi sosyal çözümlerin üretileceğinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirten Öztürk, “Bir binayı yıkmak ile 40 yıllık kaçak yapı sorununu çözmek aynı şey değildir” değerlendirmesinde bulundu.
“Çocuklarını kaybeden vatandaş benden abonelik konusunda yardım istedi”
Savunmasında yaşadığı dikkat çekici bir olayı da anlatan Öztürk, yangından yaklaşık bir hafta sonra çocuklarını kaybeden bir vatandaşın kendisiyle görüşmek istediğini belirtti.
Öztürk, vatandaşın kendisinden belediyeden değil, kaçak olduğu için elektrik, su ve doğalgaz aboneliği alamadığı evinin durumu konusunda Büyükşehir Belediyesi ile görüşmesini istediğini aktardı.
Bu olayın Dilovası’ndaki kaçak yapı sorununun sosyal boyutunu ortaya koyduğunu savunan Öztürk, “Bir tarafta hukuk vardır. Diğer tarafta hayatın kendisi vardır” ifadelerini kullandı.
“Görevim olmayan bir sorumluluk nedeniyle tutuklandım”
Hüseyin Öztürk, savunmasının ikinci bölümünde ise kendi hukuki durumuna ilişkin itirazlarını dile getirdi.
Dava konusu kaçak yapının yapıldığı 2021 yılında İmar ve Şehircilik Müdürü olarak görev yaptığını belirten Öztürk, kaçak yapıların yıkımı konusunda görev ve sorumluluğunun bulunmadığını savundu.
Öztürk, özellikle 4 Ekim 2016 tarihli ve 67 sayılı Dilovası Belediye Meclisi kararına dikkat çekerek, bu karar doğrultusunda kaçak yapıların yıkım işlemlerinin İmar ve Şehircilik Müdürlüğü’nün görev alanında bulunmadığını iddia etti.
Bu nedenle hakkında yapılan ön incelemede görev ve sorumluluk tespitinin hatalı yapıldığını savunan Öztürk, “Bana ait olmayan, görev ve çalışma yönetmeliğimde yer almayan bir iş ve görev nedeniyle şahsıma haksız yere suç isnat edildi” dedi.
“İki farklı raporda aynı kişi hakkında zıt karar verildi”
Öztürk, savunmasında Mülkiye Teftiş Kurulu tarafından hazırlanan iki farklı ön inceleme raporunu da karşılaştırdı.
Yangın olayından yaklaşık altı ay önce başka bir kaçak yapıyla ilgili hazırlanan 30 Eylül 2024 tarihli ve 2024/267 sayılı ön inceleme raporunda, yıkım işleminin gerçekleştirilmemesi nedeniyle dönemin belediye başkanı, belediye başkan yardımcısı ve ilgili yapı kontrol müdürleri hakkında soruşturma izni verildiğini belirten Öztürk, kendisi hakkında ise görev ve sorumluluğu bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmediğini ifade etti.
Öztürk, yangına konu yapı hakkında hazırlanan raporda ise aynı görevde bulunan kendisi hakkında farklı bir değerlendirme yapıldığını savundu.
“İki kaçak yapı, aynı belediye, aynı dönem, aynı müdürlük ve aynı kişi söz konusu. Buna rağmen iki ön incelemede aynı kişi hakkında birbirine tamamen zıt kararlar verildi” diyen Öztürk, bunun nedeninin ikinci incelemenin eksik ve usule aykırı yapılması olduğunu ileri sürdü.
“Pandemi dönemindeki yasal düzenleme de dikkate alınmalı”
Öztürk ayrıca, dava konusu yapının 2021 yılında inşa edildiğine dikkat çekerek pandemi dönemindeki yasal düzenlemelerin de değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
3194 sayılı İmar Kanunu’na eklenen geçici düzenlemeler kapsamında belirli tarihten önce yapılmış kaçak yapıların numarataj, adres sistemi, emlak beyanı ve elektrik, su, doğalgaz abonelikleri gibi işlemlerden yararlanabilmesinin önünün açıldığını belirten Öztürk, bu düzenlemelerin dönemin şartları açısından dikkate alınması gerektiğini savundu.
Öztürk, tüm bu gerekçeler doğrultusunda hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin haksız olduğunu ileri sürerek, suçlamaların görev ve sorumluluk alanıyla örtüşmediğini ifade etti.
“Adalet bütün gerçekleri aynı anda görebilmektir”
Açıklamasının sonunda yangında hayatını kaybeden 7 vatandaşın acısının hiçbir siyasi tartışmanın gölgesinde bırakılmaması gerektiğini belirten Öztürk, ancak olayın bütün yönleriyle ele alınması gerektiğini söyledi.
Öztürk, “Adalet yalnızca bir tarafın acısını görmek değildir. Adalet, bütün gerçekleri aynı anda görebilmektir” ifadelerini kullanarak, 40 yıllık kaçak yapı sorununun yalnızca birkaç kişi üzerinden değerlendirilmesinin hakkaniyetli olmayacağını savundu.
Öztürk, açıklamasını “Bu mesele dört memurun omuzlarına sığmayacak kadar büyük, kırk yılın birikimiyle oluşmuş bir meseledir” sözleriyle tamamladı.
Öztürk’ün mahkemeye sunulan meclis kararı evrakları sonrası tahliyesine karat verildiği öğrenildi.



